SAYI : 3
TARİH : 25.07.2025
Türkiye, yer aldığı coğrafi konum ve çevresinde gelişen iç karışıklıklar, savaş ve diğer krizler nedeniyle önceleri transit bir ülke konumunda iken son dönemlerde hem transit hem de hedef ülke konumuna gelmiştir. Özellikle 2011 yılında başlayan Suriye Krizi ile hedef ülke konumu pekişmiş ve yoğun kitlesel göç ile karşılaşmıştır. Bu yoğun göç, “açık kapı” politikası ile plansız bir şekilde göçmenlerin geçici barınma merkezlerinden kentlere yerleşmeleri ile sonuçlanmıştır. 2011 yılı ve sonrasında göçmenler, geçici barınma merkezlerinden kentlere geçiş yapmıştır. Dolayısıyla kentlerde ilk temas noktaları yerel yönetimler, büyük oranda ise belediyeler olmuştur. Belediyeler, geçen süreçte göçmenlerle ilgili hizmetlerde başat role sahip olmuştur. Bu yeni durum karşısında yerel göç politikalarına duyulan ihtiyaç artmış, ancak 4 Nisan 2013 tarihinde kabul edilen 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) başta olmak üzere birçok temel göç politika belgelerinde yerel yönetimlere doğrudan bir sorumluluk verilmemiştir. 5393 Sayılı Belediye Kanunu da net olarak görev tanımı yapmamakta hatta kendi içinde çelişkiler barındırmaktadır. Bu bağlamda, yerel yönetimlerin yeni kentsel göçlerle farklı bir forma bürünen kent mültecileri karşısında yeni yasal, kurumsal ve idari düzenlemelere ihtiyaç duyacağı öngörülmektedir. Suriye göçünden 13 yıl sonra ve özellikle Afganistan’dan gelen yeni göçlerle karşı karşıya kalan belediyelerin yetki ve sorumlulukları göç politikalarının uygulanması noktasında hala tam netlik kazanamamıştır. Bu çalışmada, Büyükşehir Belediyelerinin (BŞB) göçmenlere yönelik politikaları faaliyet raporları üzerinden analiz edilmiştir. Çalışma kapsamını Göç İdaresi Başkanlığı (GİB) verileri temel alınarak 7 coğrafi bölgeden seçilen Suriye kitlesel göçünden en çok etkilenen 7 Büyükşehir Belediyesi (Gaziantep, İstanbul, İzmir, Konya, Mersin, Samsun ve Van) oluşturmaktadır. Büyükşehir Belediyelerinin 2019-2023 dönemi faaliyet raporları nitel araştırma tekniği kullanılarak içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Nitel analiz için MAXQDA nitel analiz programı kullanılmıştır. Çalışmada, belediyelerin kullandıkları kavramlar farklılık gösterdiğinden kapsayıcı bir inceleme için göç, göçmen, mülteci, sığınmacı, yerinden edilmiş ve Suriye kavramları ile tarama gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak, BŞB’lerin Suriye krizi sonrası kitlesel göç akınından etkilendiği, belediyelerin göç politikalarının hem yöntem olarak hem de uygulamada farklılık gösterdiği, kurumsal yapılarının göçmenlere yönelik faaliyetleri gerçekleştirmede her belediyede kendi dinamikleri çerçevesinde şekillendiği, 2013 yılı sonrası özellikle YUKK’ta açıkça belirtilmesine rağmen faaliyet raporlarında göçmen, mülteci, sığınmacı gibi kavramların birinin yerine seçilerek kullanıldığı, hizmetlerin yasal dayanağı konusunda genel bir açıklama getirilmediği görülmektedir. Belediyelerin kimlere hizmet vereceği ya da göçmenlere hizmet verip veremeyeceği mevzuatta belirsiz iken bu durum incelenen kentlerde birbirinden çok farklı uygulandığı görülmüştür. Belediyeler yeni hemşerilerine hitap ederken mülteci, sığınmacı, göçmen terimlerinden birin veya birkaçını aynı anda kullanabilmektedirler. Belediyeler, göçmenlere hizmetlerinde pragmatik ve verimlilik odaklı stratejileri daha fazla izlemek zorunda kalarak kent sınırları içerisinde hem yerli halkın hem de göçmenlerin artan sorunlarıyla mücadele edebilmek için yeni yaklaşımlar denemek ve çözümler aramak zorunda kalmışlardır. Bu konuda sınır kentlerin karşılaştığı sorunlar ile transit özelliği taşıyan kentler farklı sorunlarla mücadele etmektedir. Diğer yandan, göç olgusunun iyi yönetilmediğinde kentsel güvenliği ve toplumsal huzuru tehlikeye atacak boyuta gelebileceği öngörülmektedir. Yerel hizmetlerin belirli bir standartta olması, kentler arasında uyumun sağlanması ve belirli bir oranda etkinlik ve verimliliğin hedeflenmesi için belediyelere rehberlik edecek ve çalışmaları belirli bir standarda taşıyacak politikaların geliştirilmesi gerekmektedir.
Yazarlar : Hicran Hamza Çelikyay , Kubra Yuksel
Sayfa No :
Anahtar Kelimeler : Belediyelerin Göç Politikaları, Büyükşehir Belediyeleri, Faaliyet Raporları, Suriye Krizi
Ankara, Anadolu yarımadası içerisinde sürekli ve tutarlı bir yerleşim yeri olarak var olmuştur. Ankara kentinin bu sürekliliği Anadolu coğrafyası içindeki orta konumu, kenti ortak bir buluşma yeri ve yönetim merkezi olarak ortaya çıkarmıştır. Ankara uzun tarihselliği içinde Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna kadar hem merkez hem de çeperde bir kent olarak var olmuştur. Bu nedenle de Ankara’nın resmen başkent olması, Ankara kenti tarihi için bir dönüm noktasıdır. Yine de Ankara’nın merkez ve merkeziyetçiliğine ilişkin değerlendirmeler, çalışmalara ve araştırmalara defalarca konu edinilmiştir ve bunlar çoğaltılabilir. Fakat Ankara kentinin merkez olma/merkeze dönüş süreci ya da eski merkez olacak İstanbul kadar idari ve beledi hizmetlere ihtiyaç duyduğu süreç benzer bir ilgiye konu olamamıştır. Bu sebeple Ankara’nın başkent olması kentin bir kurumu olan Ankara Belediyesi için de bir dönüm noktası olmuştur. 13 Ekim 1923 tarihi itibariyle Ankara Belediyesi bir başkent belediyesi haline gelmiştir. Bu çalışma, 23 Nisan 1920-13 Ekim 1923 tarihleri arasında belediyelerin, özelde Ankara Belediyesi’nin, küçük-orta ölçekli bir belediye olarak, Büyük Millet Meclisi’nde nasıl gündem olduğu bu bağlamda incelenecektir. TBMM, 23 Nisan 1920 ile 13 Ekim 1923 tarihleri arasında toplam 5 yasama yılında 588 ayrı oturumda toplanmıştır. Çalışma belirtilen oturumlarda Ankara kentini takip edecektir. Bununla birlikte ilk bölüm, Osmanlı Devleti’nin idari ve beledi örgütlenmesinin serencamı ve belirlenen tarih aralığında Ankara vilayeti ve kentinin durumunu izah edecektir. İkinci bölümde ise TBMM zabıt ceridelerinin, zaptı sabık hulasaları ve içtimai ati ruznameleri de ayrıca izlenecek ve gündem takip edilecek; bu çerçevede yalnızca mecliste müzakere edilen maddeler değil aynı zamanda sualler, teklifler, tezkereler, takrirler ve encümen mazbataları Ankara ve Ankara Belediyesi özelinde gözlenecektir. Böylece bir Osmanlı yerel yönetim birimi olarak belediyenin, Ankara kentinin belirlenmiş bir tarih aralığında dönemin en güçlü kamusal alanı olan mecliste nasıl yer bulduğunu izlemeyi hedeflemiştir. Bu yolla da Ankara kentinin yaşadığı ve yaşayacağı değişimin ilk adımlarını görmek amaçlamıştır.
Yazarlar : Elif Balam Sızan
Sayfa No :
Anahtar Kelimeler : Ankara, Ankara Belediyesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Yerel Yönetimler, Belediye, Beledi Hizmetler
1980’lerin ikinci yarısı ve 1990’lar dünyada ticari ilişkilerin, yatırımların ve bunlara bağlı olarak çevre üzerindeki olumsuz etkilerinin yükselişe geçtiği zamanlara kapı açmıştır. Küreselleşme olarak adlandırılan ancak özünde kapitalizmin yeni biçimi olan bu süreçte çevresel ve ticari çıkarların artan çatışması uluslararası hukukun çevre ve ticaret alanlarında giderek daha fazla uyuşmazlık doğurmaktadır. Uluslararası uyuşmazlıkların çözümünde başvurulan yargısal araçlar; mahkeme yargılaması ve tahkimdir. Uluslararası ticarette tarihsel süreçte her zaman önemli bir uyuşmazlık çözüm yöntemi kabul edilen tahkim, uluslararası çevre hukukunda da mahkeme yargılaması karşısında tercih edilir olmuştur. Küresel ticaretin gelişmesinde önemli bir araç olan uluslararası tahkimin çevre ve ticaret gibi çatışan çıkarların doğurduğu uyuşmazlıklardaki işlevini belirleme isteği ile konusu küreselleşen dünyada uluslararası tahkimin uluslararası çevre uyuşmazlıkları örneğinde incelenmesi olan bu çalışma hazırlanmıştır. Çalışmanın amacı çevresel ve ticari çıkarlar çatışmasında uluslararası tahkimin yönünü tespit etmektir. Çalışma kuramsaldır ve küreselleşme altında yatan ideolojinin neoliberalizm olduğundan hareketle uluslararası çevre uyuşmazlıklarının çözümünde tahkimin rolü eleştirel bir bakış açısı ile irdelenmektedir. Çalışma sonucunda 1980’lerin sonu ve 1990’ların başından bu yana, uluslararası tahkimin, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesinde etkili bir hukuksal araç olamadığı uluslararası çevre hukuku ve uluslararası ticaret hukuku alanlarındaki politika belgeleri, kurallar, düzenlemeler ve davalara ilişkin bulgularla ortaya konmuştur. Çalışmada küreselleşmenin çevre-ticaret çatışmasında ticari yönü ağır basan bir uyuşmazlık çözüm aracı talep ettiğinden hareket ederek mahkeme yargılaması karşısında uluslararası tahkimin önümüzdeki dönemde de gözde yargısal uyuşmazlık çözüm aracı olacağı değerlendirilmiştir.
Yazarlar : Utku Ütük
Sayfa No :
Anahtar Kelimeler : Uluslararası Çevre Uyuşmazlıkları, Tahkim, Küreselleşme
İnsan onuruna yaraşır bir yaşam sürmek için gerekli olan barınma hakkı, ekonomik, sosyal ve çevresel faktörlerden etkilenmektedir. Gelir eşitsizliği, yoksulluk, plansız kentleşme, deprem riski ve yüksek konut maliyetleri gibi unsurlar, bu hakkın etkin bir şekilde sağlanmasının önünde önemli engeller oluşturmakta, özellikle dar gelirli aileler için ciddi sorunlar yaratmaktadır. Literatür taramasının tercih edildiği bu çalışmada, Türkiye’de barınma hakkının yasal çerçevesi, mevcut politikalar ve temel sorunlar incelenerek çözüm önerileri sunulması amaçlanmıştır. Bu kapsamda anayasa, ulusal mevzuat, uluslararası sözleşmeler ve kalkınma planları incelenmiştir. Sosyoekonomik göstergeler, gelir dağılımı, konut fiyatları ve demografik veriler ışığında mevcut durum değerlendirilmiş; TOKİ projeleri, kentsel dönüşüm uygulamaları ve ülke örnekleri aracılığıyla alternatif uygulama modelleri analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, konut ve kira fiyatlarındaki artışın, dar gelirli ailelerin barınma hakkına erişimini olumsuz yönde etkilediğini göstermektedir. Kentsel dönüşüm projeleri, afetlere dayanıklı yapılar hedeflese de sosyal eşitsizlik ve yerinden edilme gibi sorunlara yol açmaktadır. Bununla birlikte, mevcut politikaların mülkiyet odaklı olması, kiralık sosyal konut gibi alternatif modellerin geliştirilmesini engellemektedir. Deprem riski ve artan konut ihtiyacına karşı, prefabrik yapılar ve modüler konut sistemleri sürdürülebilir çözümler olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca blockchain teknolojisinin konut yönetiminde kullanımı yenilikçi bir yaklaşım sunmaktadır. Bu bağlamda, barınma politikalarının ekonomik ve sosyal eşitliği gözeten, dezavantajlı grupların ihtiyaçlarına odaklanan ve sürdürülebilirlik ilkesini benimseyen bir anlayışla yeniden şekillendirilmesi önerilmektedir.
Yazarlar : Tuğçe Uğurlu , Bora Balun
Sayfa No :
Anahtar Kelimeler : Barınma Hakkı, Barınma Sorunları, Konut Politikaları, Sosyal Politika.
İklim değişikliği sorununun farklı sektörler ve bu sektörlere bağlı insan yaşamı, insan dışında kalan diğer canlı ve cansız varlıklar üzerinde yarattığı olumsuz etkiler bu sorunla mücadele konusunda yenilikçi yaklaşımlar ve yeni teknolojiler geliştirilmesi gerekliliğini ön plana çıkarmıştır. Bu kapsamda yeşil teknolojiler, iklim değişikliği sorununu önleme ve etkilerini hafifletme açısından önemli bir çözüm aracı olarak kabul edilmektedir. Yeşil teknolojiler, hem iklim değişikliği sorununa neden olan hem de bu sorundan olumsuz olarak etkilenen bir ülke olan Türkiye açısından da etkili bir strateji olma potansiyeli taşımaktadır. Türkiye’de yeşil teknoloji alanında yapılan patent başvurularının sayısındaki artış da bu durumu yansıtmaktadır. Buradan hareketle çalışmada, Türkiye’de yeşil teknoloji alanında gerçekleştirilen patent başvurularının mevcut durumu analiz edilmiştir. Analizde, Avrupa Patent Ofisi (EPO) tarafından geliştirilen Y02-Y04S etiketleme şemasından faydalanılmıştır. Bu şemanın tercih edilmesi sebebi ise ilgili şemanın spesifik olarak iklim değişikliğini azaltma, iklim değişikliğine uyum sağlama ve akıllı şebeke teknolojisiyle ilgili patent belgelerini etiketlemek amacıyla geliştirilmiş olmasıdır. Analiz sonucunda, Türkiye’den 1966-2022 yılları arasında Y02-Y04S sınıfları kapsamında toplam 4.065 patent başvurusu yapıldığı, bu sayının ise dünya genelindeki başvuru sayısının %0.0876’sını oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, Türkiye’nin dünya genelindeki sıralaması Y02 sınıfında 45, Y04S sınıfında ise 43’tür. Yapılan başvuruların sektörlere göre dağılımı incelendiğinde, sırasıyla enerji sektörü, mal üretimi veya işlenmesi ile ilgili sektörler, atık sektörü, inşaat sektörü, ulaşım sektörü ve bilgi ve iletişim sektörünün öne plana çıktığı görülmüştür. Her iki sınıfa yönelik en çok patent başvurusu yapan yerli firmanın Vestel Elektronik Sanayi ve Ticaret A.Ş. olduğu tespit edilmiştir. Bu şirkete ek olarak, Arçelik A.Ş. ve Turkcell Teknoloji Araştırma ve Geliştirme A.Ş. gibi yerli firmaların da en çok başvuru yapan ilk on patent sahibi arasına girdiği saptanmıştır.
Yazarlar : Sabriye Ak Kuran
Sayfa No :
Anahtar Kelimeler : Yeşil Teknoloji, Yeşil Patentler, Patent Sınıflandırma Sistemleri, İklim Değişikliği, Türkiye.